Buket Özatay fotoğrafta pek çok ilklerin sanatçısı

POLİ - ÖNTAÇ DÜZGÜN / Onunla ilk defa Küba’da ücra bir köyde karşılaştık. Ortamda birkaç Kıbrıslıdan ve müzik yapan birkaç kişi ile bize yemek yetiştirmeye çalışan Kübalı köylülerden başka hiç kimse yoktu. O kimseyi, kimse de onu tanımıyordu ama bir göz aşinalığı vardı. Sevecenlikle yaklaştı ve herkesle selamlaştı. Herkes “dünya ne kadar da küçükmüş” diye hayret etti.

Elinde fotoğraf makinesi vardı. “Hem fotoğraf çekiyor hem de eyleniyorum” diyordu. O gün çektiği bir fotoğrafla hem Kuzey Kıbrıs’ta devetin düzenlediği fotoğraf yarışmasında hem de Güney Kıbrıs’ta büyük ödülü kazandı. Pek çok uluslar arası sergileme aldı ve kataloglara girmeyi başardı.

Geçtiğimiz hafta arkadaşı Tijen Erol Yakup’la birlikte hazırladıkları “Ekzotik Fas Sergisi” nde yeniden karşılaştık. Sıcağı sıcağına bir söyleşi hazırladık ve karşımıza, 17 yıldır makinesini elinden düşürmeyen, eserleri kırktan fazla ülkede sergilenen çok sayıda uluslar arası ve ulusal ödüller kazanan, tüm Kıbrıs’ta çok çeşitli ilklere sahip olmuş güçlü bir kadın fotoğraf sanatçısı çıktı.

Poli: Fotoğrafçı bir aileden “Foto Özatay” ailesinden yaşam buldunuz.
Fotoğrafçılığınız tanınmış bir fotoğrafçı babanın etkisi altında mı gelişti?

Buket Özatay: Babam her zaman idolüm oldu. Çok kararlı ve azimli birisi idi. Hiçbir zaman düşüncelerini empoze etmezdi ancak çok farklı yöntemler kullanarak sonunda onun isteklerine sizi gönüllü hale getirirdi. Aslında istediği fotoğrafçı olmam değildi. İşletme okuyup işlerini yönetmemi, işlerinin başına geçmemi istiyordu. Bense, bundan hep kaçtım ve işletme eğitimi alıp büyük şirketlerde yönetici olarak çalışmayı hayal ettim. Bu nedenle de Amerika’ya giderek işletme eğitimi aldım. Doğduğumdan beri evde fotoğraf ve fotoğrafçılık konuşulmasına rağmen ben hele gençlik yıllarına erişir erişmez “hayır ben büyük bir işletmede yönetici olmalıyım” diye hesaplar yapmaya başladım. Hatta üniversitede fotoğrafçılık seçmeli bir dersti ve arkadaşlarım bu dersi almaya başlamışlardı ancak ben, belki de beni yolumdan döndürür korkusu ile bu dersi almadım. Üniversiteyi bitirdim ve işte şimdi hayallerimle baş başa idim.

Poli: Ama siz Amerika’da kalmadınız! Büyük şirketlere sahip başka bir ülkeye de gitmediniz ! Özel sektörün olmadığı o yıllarda Kıbrıs’a geri döndünüz.

Buket Özatay: Evet hayat işte böyle bir şey. Ben hayatta pişmanlıklar duyan “keşke yapmayaydım” diyen bir yaradılışta değilim ama keşke dediğim bir şey oldu keşke fotoğrafçılık okusaydım diyorum. Mezun olunca ayrılığına dayanamadığım Kıbrıs’a ve sevdiklerime geri döndüm.
Böylece büyük şirketlerde yönetici olma hayallerim de son bulmuş oldu.

Poli: Tam da babanızın istediği bir durum ortaya çıktı.Buket Özatay: Evet evet tam da öyle oldu. “Gel seni devlet dairesine koyalım” dedi, benim cevabım hazırdı “hayır istemem.” O zaman “ gel bizimle çalış” dedi “hayır onu da istemem.” Doğal olarak annem babam endişelenmeye başladılar “peki ne olacan kızım? Birşeylere başlaman lazım.” Bir şirkette iş bulmayı denemeliydim. Ama 1995 yılında ortada özel sektör şirketi sayılabilecek birkaç bankadan başka birileri de yok. Mecburen bir bankaya müracaat ettim, elimdeki belgelerle muteber personel de olabilirdim ancak sadece bir ay dayanabildim. Kişiliğime, ruhuma uygun bulmadım ve istifa ederek ayrıldım. Tabi ki boş da kalınmaz, bu defa da kişilere ve gruplara İngilizce dersi vermeye ve yaşamımı öyle kazanmaya başladım. Ancak bu da sürdürülebilir değildi ve eğer Kıbrıs’ta kalacaksaydım babamı daha da çok üzmenin bir alemi yoktu. Israrlarını kıramadım ve babamlarla işe başladım.

Poli: Bu dönem ve o yaşta artık fotoğraf makinesini profesyonelce elinize almış oldunuz.

Buket Özatay: Evet artık 24 yaşına gelmiştim.

Poli: Uluslararası Fotoğraf Federasyonu’na kaç yaşında iken üye kabul edildiniz? Uluslararası başarılarım 2013 yılı başlar başlamaz geldi.
Uluslararası federasyona üye kabul edilmem 2013’te unvan almam ise 2014’te oldu. Bu tür kurumlara üyelik bazı kriterlere göre olabilir.
Bir puantaj sistem uygularlar ve örneğin şu kadar farklı ülkede sergilere kabul görmeniz, şu kadar sergiye katılmış olmanız gibi kriterler var ve her bir hareketten elde ettiğiniz puanlar yeterli olursa sizi üyeliğe kabul ederler.

Üyeliğin de kendi içinde seviyeleri var. Birinci kademede “sanatta yeterlilik” – artist – ünvanı verilir. İkinci kademe ise “sanatta mükemmellik” ünvanıdır. Ve daha başka kademeler de vardır. Şu anda mükemmellik üzerine çalışmaktayım. Aslında hazırlıkları tamamladım ama haziran ayını bekliyorum çünkü her istediğiniz zaman başvuru yapamazsınız. Her ülkenin belirli bir süre içinde başvuru hakkı vardır ve Kıbrıs için bu tarih hazirandır.

Poli: Önemli profesyonel kariyerlerden bahsediyorsunuz ama toplamda bakıldığı zaman mütevazi bir kişilik sergiliyorsunuz. Bu özelliğiniz yaradılışla mı ilgilidir?

Buket Özatay: Doğru söylüyorsunuz son iki yıldır ki bu alanda hırs yapmaya başladım. Hedef koyma, somut bir başarıyı elde etme gibi duygularla yeni yeni tanışmaya başlıyorum. Önceleri fotoğraf çekmenin eylenme kısmı beni daha çok cezbediyordu. Ancak fark ettim ki başarı elde etme başlı başına bir motivasyon kaynağıdır.

Poli: Siz Kıbrıslı Türkler arasında fotoğrafçılık alanında hatırı sayılır ilklere de sahipsiniz. Bunları hatırlamaya çalışsak neler var?

Buket Özatay: Doğrudur birkaç ilkim var. Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu tarafından verilen “sanatta yeterlilik” ünvanına sahip ilk iki kadın fotoğrafçıdan biriyim. Bu ünvanı sevgili Tijen Erol Yakup’la birlikte ayni zamanda aldık. Kuzey Kıbrıs’ta fotoğraf alanında ödül alan ilk kadın sanatçı benim. Bu ödülü Devlet Fotoğraf Yarışması’da almıştım. Bu yıl 24’üncüsü düzenlenen bu yarışmada bu yıl da ödül aldım ve toplamda en çok ödül almış olan kadın sanatçı durumundayım.
Bu arada Güney Kıbrıs’ta en geniş katılımla düzenlenen bir yarışmada birincilik ödülü alan ilk ve tek Kıbrıslı Türk ünvanına da sahibim.
Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu FIAP ve Amerika Fotoğrafçılık Derneği PSA’nın patronajlığında düzenlenen yarışmalarda ödül alan ilk ve tek Kıbrıslı Türk kadın olma fırsatını elde ettim. Bunun dışında 2013 yılında Avusturya’da düzenlenen çok prestijli bir yarışmaya bir fotoğrafım kabul edildi ve bu fotoğraf “2013 yılının en iyi 2000 fotoğrafı” albümünde yer buldu. Bu başarıyı elde eden ilk Kıbrıslı Türk oldum. Değişik ülkelerde düzenlenen yarışmalardan elde ettiğim daha başka ödüllerim de var. Fotoğraflarım 6 kıtada 43 farklı ülkede uluslararası salonlarda sergilendi. Mütevazi falan diyerek beni biraz gofa getirdiniz galiba çünkü ilk defa elde ettiğim başarıları böyle peş peşe sıralamış oluyorum. Belki de unuttuklarım da var.

Poli: Geçtiğimiz hafta Tijen Erol Yakup’la birlikte açtığınız “Ekzotik Fas Sergisi”nde mükemmel portre ve mekan çalışmalarına yer verdiniz.
Ancak yayınladığınız katalogda modernist soyut çalışmalarla adınızı duyurduğunuz yazılı. Bu keskin yol ayrımının nedeni ne?

Buket Özatay: Babamla çalışmaya başladığımda klasik stüdyo ve laboratuar fotoğrafçılığı yapıyorduk. Sanatsal fotoğrafçılık diye bir iç güdüm yoktu. 1995 – 96 yıllarına geldiğimizde tab edilsinler diye bize getirilen bazı fotoğraflar çok ilgimi çekmeye başladı. O sıralarda fotoğrafı sanat boyutu ile ele alabilen sadece on, onbeş kişi vardı. Bu insanların bazılarının fotoğrafları bende bir etki yarattı ve neden olmasın diyerek ben de denemeye başladım. O sıralar tesadüfen Amerikalıların organize ettikleri iki toplumlu bir yarışma olduğunu duydum ve ben de katıldım. Çalışmalarım sergilenmeye değer bulundu ve bundan çok mutluluk duydum. Bu benim ilk katıldığım sergi olmuş oldu. Birkaç ay sonra 1997’de devletin düzenlediği yarışmaya katıldım ve orada da sergileme aldım. Artık cesaret kazandım.

Bu hızla fotoğrafta sanat boyutu daha da ilgimi çekmeye başladı. Ancak o zamanlar internet yok, ulaşılabilecek yayın da yok. Türkiye’de bile bu alanda sadece bir dergi yayınlanıyordu. Ona abone oldum ve orada soyut fotoğraf diye bir kavramla karşılaştım. O güne kadar belgesel tarzında fotoğraflar çekiyordum fakat bu soyut kavramı bende yeni duygular yarattı. Soyut fotoğrafta ayrıntılar ön plana çıkar. İzleyici fotoğrafa baktığında ilk anda net bir mesaj alamaz. Bu tarz resimde de var. İşe ruhun da katıldığı bir aşama. Belgeselciliği bıraktım ve on yıl kadar bu tarzı sürdürdüm.

Nasıl yapıyordum? Mesela Arabahmet’e giderdim, yok olmaya yüz tutmuş kapıların deforme olmuş bir ayrıntısını çekerdim. Veya boyacılara giderdim, boyanın tonunu denemek için oraya buraya attıkları fırça darbelerinden detaylar alırdım, sonra stüdyoya gider, bütün fotoğrafları tab edip masanın üzerine koyar ve ne ile neyi birleştirirsem nasıl bir sonuç elde edebilirim diye uzun uzun çalışırdım. Bu yönteme kadraj ya da foto kolaj denir. Genellikle üçlü çalışırdım. Üç ayrı figürü bir araya getirmeye çalışırdım. Bu çalışmalarımdan birisi ile 2008 yılında devletten ödül aldım. Adını Romans koymuştum çünkü bana romantizmi çağrıştırıyordu. Yarışmadaki tek soyut fotoğraftı ve ödül de alınca çok dikkat çekmişti. Böylece adım soyut fotoğrafçıya çıktı.

Ben 2000 ve 2001’de de ödül almıştım ve bu son ödül birilerini rahatsız etmiş olmalı ki, “o fotoğraf çekmeyi bilmez, bir şeyleri birbirine yapıştırır ve fotoğraf diye satar” denmeye başlandı. Ben de “tamam o zaman gene görüşürüz” diyerek işe sarıldım. 2009’daki yarışmada başarılı olamadım ama 2010’da Küba’da çektiğim bir fotoğrafla bir kadın fotoğrafı ile birincilik ödülünü aldım. Bu benim devletten aldığım beşinci ödül oluyordu ve artık kendime güvenim tamamen ortaya çıkmıştı. Poli: Uluslararası fotoğrafçılığın bir macera boyutu var mı? Biz size Küba’da basit bir köyde rastladık. O gezi size bir de ödül kazandırdı.

Fotoğrafın peşinde koşmanın, gezginlik, macera hatta serserilik boyutu var mı? Siz bu süreci nasıl yaşıyorsunuz?

Buket Özatay: Farklı ülkeleri coğrafyaları gezmek, kültürlerle tanışmak benim eski bir tutkum. Amerika’da üniversite yıllarıma kadar dayanır. Gittiğim yerlerde fotoğraf çekiyor muydum? Evet bir turist gibi anı fotoğrafları çıkarıyordum. Ya da fotoğrafçı bir babanın meraklı kızı gibi.

Fotoğrafçılıktan önce gittiğim ülkeler var sonrasında da. Kırktan fazla ülke gezip görmüş oldum. Antartika dışında bütün kıtalara gittim.

Poli: Fotoğrafla gezi arasında bir paralellik olmalı. Planlanmış gezilerde, hangi şehirlere gideceğiniz, nerelerde konaklayacağınız, hatta ne yiyip içeceğiniz bile önceden planlanmış. Tek bilinmeyen, gideceğiniz şehirlerde ne tür insanlar ve yapılarla karşılaşacağınız.



Oysa fotoğrafçılık biraz da rutun dışına çıkmayı gerektirir. Anayoldan çıkmayı ve sabahtan akşama neyle karşılaşacağınızı bilmemeyi gerektirir. Sanki de fotoğraf biraz derinlerde saklı gibi. Siz bu kırkı aşkın ülkede nasıl bir yol izlediniz?

Buket Özatay: İçgüdü ve ruhu da hesaba katmalısınız. Bir fotoğrafçıda bir sürü şeyin birikimi ve doygunluğu da olur. Yaşanmışlıklar, ne okuduğu? Bilgi ve kültür birikimi. Ara Gürel diyor ki bir fotoğrafçı, tiyatroyu, edebiyatı plastik sanatları, müziği hatta ekonomiyi siyaseti bilmeli. Bir çıktı olarak fotoğraf bütün bunların dışa vurumu olarak ortaya çıkar.

Poli: Ben fotoğraf çekmeye gidiyorum deyip sırt çantanızı alıp gittiğiniz ve kendinizi kaybettiğiniz oluyor mu?

Buket Özatay: Bu tarzda başka ülkelere bile gittiğim oluyor. Ancak çok ileriye gitmeyelim, Lefkoşa’nın surlar içi bile fotoğraf için kendinizi kaybetmeye yeterlidir. Mesela şimdilerde bir proje üzerine çalışıyorum. Kıbrıs’ta hiç denenmemiş, hatta dünyada bile çok az çalışılmış bir mekansal alanda belgesel fotoğrafçılık çalışması yapıyorum. Bu proje ile yatıp kalkıyorum. Çok heyecanlıyım ve eğer uygun fırsatlar yakalayabilirsem, bütün başarılarımın üstüne çıkacak bir başarı elde edebilirim. Mayıs ayında çalışmalarımı sergilemeyi planlıyorum. İşin yurt dışı kısmına gelince. Gezmeyi, hatta yalnız gezmeyi çok severim. Bu tür gezilerde en iyi dost makine oluyor. Avusturalya’ya Aborcinlere gittim. Mısır’a, Meksika ve Guatemala’ya gittim, Küba’ya, Tayland’a gittim, Fas’a, Arjantin ve Brezilya’ya gittim. Bazı balkan ülkelerine gittim. Ama söylemem lazım ki, bir kadın olarak eğer tek başınıza iseniz bu tür gezilerin güvenlik açısından riskleri de var.
Ve bu endişe sizi caydırıcı oluyor. Bu nedenle klasik bir tura katılıp uygun yerlerde gruptan ayrılmayı ve öyle çalışmayı tercih ediyorum.
Son sergisini de yaptığımız Fas ziyaretine beşimiz fotoğrafçı olmak üzere altı arkadaş olarak gittik ve kendi organizasyonumuzu yaptık.

oli: Fotoğraf bazında en heyecan verici ülkeler sizce hangileri?

Buket Özatay: En başta Küba, Guatemala, Meksika ve Fas. Buraları fotoğraf için çok zengin ülkeler. Sıradışı şaşırtıcı kültürlere sahipler. Avrupa’ya gidersiniz, nerede ise hepsi birbirine benzer insanlarla karşılaşırsınız. Balkanlarda belki kültürel ve folklorik farklılıklara rastlayabilirsiniz ama özel ve çok değerli farklılıklar değil. Hele Meksika ve Guatemala’da Azteklere, Şamanlara hatta çok farklı kilise ritüellerine rastlayabilirsiniz ki fotoğrafçılık açısından birer hazinedirler. Gizemli mistik ülkeler.

Poli: Doğada en heyecan verici fotoğraf objesi sizce nedir?

Buket Özatay: Ben mesela hayvan fotoğrafı hiç çekmedim. Saf, el değmemiş doğa fotoğrafları da öyle. İnsanı ve onunla birlikte mekanlarını çekmekten keyf duyarım. Belkide insanlarla iletişimimin iyi olmasındandır ama odağımda insan vardır.

Poli: En olaylı veya unutulmaz fotoğrafın ne oldu?

Buket Özatay: Birkaç saatliğine, Yunan adalarından birisi olan Mikanos’a gitmiştik. Orası sahil eğlenceleri ile ünlüdür. Birkaç arkadaşla gruptan ayrılarak sahile gittik. Herkes bira içiyor ve eğleniyordu. Ortada bir platform vardı ve bir kadın, altta file bir don, üstte sutyen ve ayaklarında çizmeler olduğu halde dans ediyordu.

Yanına iki küçük çocuk yaklaşmış ve ona bakarak onlar da dans etmeye çalışıyorlardı. Bu gösteri benim dikkatimi çekti ve yaklaşarak defa defa belki de elli defa çekim yaptım. Yerime döndüğümde fotoğraflarını çektiğim çocuklarla birlikte yanımıza bir adam geldi. Belli ki çocukların babası idi. Adam panik halde ve kızgındı. Çocuklarının fotoğrafını neden çektim diye hesap sormaya başladı. Ben ona sade bir turist olduğumu, bir ajansa bağlı olmadığımı anlattım. Zar zor ikna ettik ve gitti. Ben bu fotoğrafla, 2010 yılındaki devlet yarışmasında ödül aldım ve Avusturya’da hazırlanan 2013 yılının en iyi 2000 fotoğrafı albümüne de girdim. Çocukların babası adam bizi şimdi bulsa herhalde affetmez.

Poli: Etkisi altında kaldığınız fotoğrafınız oldu mu?

Buket Özatay: Böyle bir durumu 2010 yılında Havana’da yüzbinlerce kişinin katıldığı 1 Mayıs törenlerinde yaşadım. Bizde katılımcıların gergin yüzleri, endişeli bakışları ve polis önlemlerine karşın onlardaki coşkunun, sevincin, müziklerin , dans ve şovların karnaval görünümü çok zengin bir fotoğraf malzemesi çıkarıyor. Orayı, o günü unutulmaz yapıyor.

Bu yıl İstanbul Balat’ta tahminime göre 11 – 12 yaşlarında bir kız çocuğunun portresini çektim. Çok duru bir yüzü ve çok anlamlı bakışları vardı. Tesettürlüydü ve yeşil-gri güzel gözleri vardı. Bu fotoğrafı bu yıl Ağustos ayında çektim ve halihazırda birisi altın diğeri de gümüş olmak üzere iki madalya ile iki tane başarı ödülü aldım. Ödüllerin birisi İrlanda’dan, diğeri de Fransa’dan geldi. Bu kızın hali beni çok etkiledi. Hele o yaşta başının bağlı olması çok tasvip ettiğim bir durum değildi ancak bende bıraktığı izlenim, çok kişilikli ve özgür bir kız olacağı yönünde oldu.

2012 yılında ise Kübalı kadın adlı fotoğrafımla devlet başarı ödülü aldım.Sonsuz aşk adını verdiğim Kübalı çiftin fotoğrafı bana Güney Kıbrıs’ta bir Kıbrıslı Türk kadın fotoğrafçısı olarak birincilik ödülü getirmekle kalmadı, ayni zamanda uluslar arası fotoğraf yarışmalarında en çok sergileme alan fotoğrafım oldu. Birçok uluslar arası kataloğa girmeyi başardı.

Tabi ki getirdiği başarılar güzel. Fakat bu fotoğrafta güzel olan en önemli şey çiftin arasında bitmeyen aşk ve bu aşkın yüzlerine yansımasıdır.Bu fotoğrafı Havana’ya yakın küçük bir köyde, çok fakir bir evde çektim.Evde nerede ise hiç eşya yoktu ama müthiş bir mutluluk vardı işte en çok etkisi altında kaldığım ortam ve fotoğraf bu oldu.

Poli: Fotoğrafçılığınızı sorgulayabilecek bir kapasiteye sahip olmadığımızın farkındayız. Eksik kalan söylemek istediğiniz son bir şeyler var mı?

Buket Özatay: Ne münasebet gayet iyi bir sohbet oldu. Son olarak istatistiki bir değeri olduğu için belki şunu söyleyebilirim; 17 yıldır sanatsal boyutu ile fotoğrafçılık ile uğraşıyorum, yurt dışında aldığım çok sayıda ödüle vesile olan fotoğrafların hiçbirisi maalesef Kıbrıs’tan çekilmiş değildi. Ülkeme karşı bir özür borcum var ve belki Kıbrıs’tan çektiğim bir fotoğrafla uluslararası bir ödül alır ve diyetimi ödemiş olurum.